Kültür-Sanat

‘Görülmek’ koca bir hayatı etkiler mi?

‘Görülmek’ koca bir hayatı etkiler mi?

“Kahramanlarının hayatlarına yazarları sızar. Bunun için ilk yazar görür kendini. İlk ben gördüm kendimi. Yazının sırlı aynasında. Okundukça, yazılarım okuyanlar tarafından sevildikçe daha şeffaflaştım. Kalemin şahitliğinde.” Bu alıntı kültür sanat gazeteciliğinin önemli ismi Filiz Aygündüz’ün üçüncü romanı ‘Annem Beni Görsün’ün ilk sayfasından. Kitaba dair pek çok ipucu veren bu sözlerin yazarı Aygündüz, birileri tarafından onaylanmak, anne-çocuk ilişkisi, ölüm korkusu, dostluk gibi konuları sürprizli bir aşk hikâyesinin etrafında işliyor. Bunu yaparken hikâyeyi psikolojik analizlere, şehirli modern insanların aşka bakışına dair ilgili ilgi çekici çıkarımlarla donatıyor.
Roman, okuyucuya her anında karakterlerin ruh halleri ve psikolojik durumlarıyla ilgili kapılar açıyor. Gazetecilik kariyerinin yanı sıra psikoloji alanında yüksek lisans yapan Filiz Aygündüz, ‘Prens Prensesi Sevmedi’, ‘Kaç Zil Kaldı Örtmenim’ romanlarının ardından psikolog Alper Hasanoğlu’yla birlikle ‘Gel Hayattan Konuşalım’ adlı kitabı kaleme almıştı. Aygündüz romanlarında kurgu karakterler üzerinde çözümlemeye çalıştığı aşk, ölüm, mutluluk, kaygı, kimlik, aidiyet gibi kavramları ‘Gel Hayattan Konuşalım’da bir psikoloğa sorarak okurla paylaşmıştı. Bu kitabın ardından ‘Annem Beni Görsün’ gibi bir romanın gelmesi sürpriz değil. Kitapta yer alan karakterlerin her biri her an karşımıza çıkabilecek, belki kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz kişiler.

PERİ MASALI GİBİ BAŞLAYAN BİR İLİŞKİ…
‘Annem Beni Görsün’, 40’lı yaşlarını süren, her yazdığı roman çok satanlar listesinde yer alan, kurduğu hastalıklı ilişkilerden derslerini almış, sorunlu erkeklerden uzak durmaya yeminli, dostları ve kedisiyle kendini yaşamın akışına bırakan yazar Zeynep’in hayatına yıldırım gibi düşen, ‘fazla mükemmel’ Alp’in hikâyesini anlatıyor.
Alp, bir imza gününde Zeynep’in karşısına çıkıyor; gerçek olamayacak kadar yakışıklı, havalı, düşünceli, düzgün bir profil çiziyor. Peri masalı gibi başlayan ancak sürpriz bir sonla bağlanan ilişkiyi okurken güçlü yan karakterler hikâyeye eşlik ediyor. Zeynep’in yakın arkadaşı Siranuş, kardeşi Mehtap, ölümle ilgili farklı bakış açıları sunan gassal kadın, romanın kritik bir yerinde devreye girerek tüm akışı değiştiren psikolog, Zeynep ve Alp’in hikâyesini tamamlıyor.
Kitap boyunca okuyucuya müthiş bir portakal reçeli kokusu eşlik ediyor. Nasıl mı? Zeynep her kendini kötü hissettiğinde onlarca kavanoz ve bir kasa portakalla eve kapanıyor ve portakal reçeli yapmaya başlıyor. Bu reçel kokusu onu çocukluğunun güvenli günlerine götürüyor ve bir çeşit rahatlama ritüeline dönüşüyor.
Roman boyunca bu romanın Zeynep’in hikâyesini anlattığını düşünürken ortaya çıkan sürpriz gerçekler yazarın kamerasını Alp’e döndürüyor ve buradaki güçlü hikâye Zeynep’inkiyle bütünleşiyor. Yazar romanın başından itibaren Zeynep’i anlamamızı sağlasa da sonlara doğru Alp’in yaşadıklarını delicesine merak ettiriyor. Affedilmez gibi duran durumlarla ilgili okurda şefkat yaratıyor. Yazar aslında bu ilişkide haklı ya da haksız aramıyor, insanlık hallerini ve aşkın iyileştirici gücünü anlatıyor.

‘ANNELERİMİZ TARAFINDAN GÖRÜLMEK ÇOK ÖNEMLİ’
Mesele iki karakterin ilişkisi üzerinden aslında hepimizin ortak derdine bağlanıyor: Görülmek. Peki görülmek neden bu kadar önemli? Herkes görülmek, var olduğunu ispat etmek, sevgi görmek için bir şeyler yapıyor. Kimi yazı yazıyor, kimi şarkı söylüyor, kimi başka yollar bulmaya çalışıyor. Aygündüz Milliyet Sanat dergisinden Efnan Atmaca’ya verdiği röportajda ‘görülme’ mesesine yaklaşımını şu sözlerle anlatıyor: “Anne-çocuk ilişkisi çok kıymetli. Çocuğun ilk bakım verenle, genelde anne oluyor bu kişi, kurduğu ilişki neredeyse bütün hayatını etkiliyor; ileriki yaşlarda yaşayacağı ilişkilerinin kaderini belirliyor. Çocuk, anne ile güvenli bir ilişki kurduysa, yani 0-3 yaş arasında annesi acıktığında yemeğini verdiyse, sevgi istediğinde sevgisini gösterdiyse, her görmek istediğinde ona ‘Ben buradayım’ duygusunu geçirdiyse çocukla anne arasında güvenli bir bağlanma stili oluşuyor. Daha sonraki ilişkilerde de anneyle kurduğu bu tür ilişkiyi tekrarlıyor çocuk. Bu modeli yaşayacağı eş, arkadaş seçimleri yapıyor. Ama anne bir var bir yoksa, ihtiyaçlarının tümünü karşılamıyorsa kaygılı bir çocuk ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yaşadığı ilişkilerde de kaygı ağır basıyor. Özetle anne-çocuk ilişkisi çok kıymetli ve o yüzden annelerimiz tarafından görülmemiz çok önemli. Kitap da adını buradan alıyor.”
‘Annem Beni Görsün’ bir solukta okunan, okurun kafasında hayata ve insana dair ışıklar yakan bir metin.

ANNEM BENİ GÖRSÜN ‘Görülmek’ koca bir hayatı etkiler mi
Filiz Aygündüz
Doğan Kitap, 2021
184 sayfa, 38 TL.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL