Köşe Yazıları

‘’TEŞKİLÂTI MAHSUSA VE MEHMET AKİF ERSOY’’

‘’TEŞKİLÂTI MAHSUSA VE MEHMET AKİF ERSOY’’

İstiklâl marşımızın şairi Mehmet Ersoy kimdir? 20 Aralık 1873 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel Mahallesi’nde dünyaya geldi. Mehmet Akif Ersoy aslen Arnavuttur. Annesi Buhara’dan Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin kızı olan ‘Emine Şerif’ Hanım; Arnavut kökenli babası ‘Mehmet Tahir’ Bey ise Kosova’nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medresesi hocalarından İpekli Tahir Efendi’dir. ‘Nuriye’ adında kız kardeşi vardı. Mehmet Âkif ilk din ve Arapça bilgilerini babasından aldı. Yüksek öğrenimini Halkalı Baytar Mektebi’nde yaptı. Burayı birincilikle bitirdi (1894). Dört yıl kadar Rumeli, Arnavutluk ve Arabistan’da çalıştı. Halkalı Ziraat Mektebi’nde kompozisyon, üniversitede edebiyat dersleri verdi. İkinci Meşrutiyet ilan edildikten sonra halkı uyandırmak ve İslam birliğini sağlamak üzere Sırat-ı Müstakim ve Sebil’ür-Reşat adlı din dergilerinde şiirler, din ve edebiyat üzerine makaleler yazdı.

Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini ulusal marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif’in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif’in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler.

Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45’te ulusal marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.

Tarihte iz bırakan insanların, az bilinir özelliklerine ulaşmak, onların kişiliklerinin kavranılması için önemlidir. İstiklâl Marşı’nın yazarı olarak tanınan Ersoy’un, en az bilinen yönü, Teşikilâtı Mahsusa üyesidir ve birçok önemli görevlere katılmıştır. Alman istihbaratı ile ortak yürüttüğü faaliyetlerdir. İngiliz emperyalizminin yağmaladığı, Osmanlı sömürgelerinde ( Arap toprakları ) İslâmi söylem ile Alman-Osmanlı ( İttihat Terakki ) lehine yapılan çalışmalarda önemli bir rol oynamıştır.

1915 yılında, Alman istihbaratı ile ortaklaşa yapılacak faaliyetleri koordine etmek için Almanya’ya gitmiştir. Müslümanların, İtilâf devletlerine karşı savaştırılmasına yönelik propoganda faaliyetlerinin nasıl yapılacağı, Mehmet Akif’in katıldığı toplantılarla detaylandırılmıştır. Emperyalist işgallerin kanlı devlet aygıtına sahip olan Almanya, Mehmet Akif’in islâmi söyleminden ve hatipliğinden faydalanarak, Müslümanları kendi saflarında, İtilâf devletlerine karşı savaştırmak istiyordu. İTC’nin polkitikası da Almanya ile aynı olunca, Akif, vatan görevi olarak gördüğü faaliyette aktif rol aldı. Medine’den, İstanbul’a, Fahrettin Paşa tarafından kaçırılan, KUTSAL EMANETLER operasyonunda, Mehmet Akif’in de rol aldığı söylenir.

Mehmet Akif Ersoy, 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda öldü. Edirnekapı Mezarlığı’na gömüldü. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği’ne nakledildi.

Beyazıd Camisi’ndeki cenaze namazına onu seven binlerce genç ve dostları katıldı. Akif’in cenaze namazı için herhangi bir resmi bir tören hazırlanmamıştı. Cenazeye resmi kişilerden ve kuruluşlardan katılan hiç kimse olmadı. Mehmet Akif’in Cenaze namazına bir hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof.Dr. Sulhi Dönmezer, 5 Ocak 1987’de Tercüman Gazetesi’nde  “Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günü şöyle anlatmıştı:

“Ne vali, ne belediye reisi ne de partililerden kimse yoktu…”

“…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı….Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmını bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akif’e ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzler genç ağlamaya başladı… Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler. Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali,ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”(Tercüman Gazetesi, Sulhi Dönmezer’in “Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısından (5 Ocak 1987)

Minnet ve şükran Ruhun şaadolsun, Allah rahemet eylesin.. Allah’a ısmarladık, hoşça kalın..

                                               Aydın Benli

                          Siyaset Bilimci. Araştırmacı Yazar.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL